Türkiye’de Devaliasyonlar

0
98
görüntülenme
Türkiye'de Devaliasyonlar
Türkiye'de Devaliasyonlar

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türkiye’de yapılan ilk devalüasyonla 1943 yılında 1 ABD doları = 126 kuruştan 131 kuruşa çıkarılırken prim uygulamasıyla da doların gerçek değeri 193 kuruşa yükselmiştir. Türk Ekonomisi tarihine baktığımızda yapılan devalüasyonların 1943, 1946, 1958, 1970, 1978, 1979, 1980, 1994 ve son olarak 2001 yıllarında olduğunu görüyoruz. Ancak bunlar arasında öncekilere benzerliği yönünden devalüasyon zincirinin son halkasını 24 Ocak 1980 kararlarıyla yapılan devalüasyon teşkil eder. Bu tarihten itibaren Türk parasını yabancı paralar karşısındaki değeri Merkez Bankası tarafından günden güne yapılan mini devalüasyonlarla belirlenmektedir. Şimdi bu devalüasyonları kısaca görelim.

II. Dünya Savaşı’nın ardından, yüksek hızdaki enflasyonu frenlemek, iç ve dış fiyatlar arasında oluşan farkı gidermek amacıyla, 7 Eylül 1946 Kararları çerçevesinde ¨’nin dolar karşısındaki değeri %116 oranında düşürülerek 1 ABD doları = 1,30 iken 1 ABD dolar = 2,80’ye yükseltilmiştir. Dış ticarette liberalizasyonu hedefleyen bu kararlar kapsamında yapılan 1946 devalüasyonuyla daha fazla ihracat yaparak daha fazla döviz elde etmek ve böylece ithalatı da arttırmak hedeflenmiş ancak ihraç malları arzının ve ithal mal talebinin esnek olmaması nedeniyle başarısız olmuştur

1958 devalüasyonu ise döviz darboğazı ve biriken dış borçlar yüzünden ortaya çıkan dış ödeme güçlükleri neticesinde Türkiye’nin tarihinde yer alan yüksek oranlı bir devalüasyondur. Yaklaşık olarak %320 oranında olan devalüasyon ile 1 ABD doları = 280 kuruştan 9 liraya çıkarılmıştır. 1950’li yıllardaki olumlu konjonktür (Kore Savaşı nedeniyle ham madde fiyatlarındaki yükseliş, olumlu hava şartları, Marshall Yardımı) liberal politikaların uygulanmasını kolaylaştırmış, ithalatta liberalizasyon %65 olurken ihracattaki bazı kısıtlamalar kaldırılmıştır. 1950-1953 yılları arasında uygulanan politikalar olumlu sonuç vermişse de genişleyen para kredi politikasına bağlı olarak 1954-1958 yılları arasında iç piyasada şiddetlenen enflasyon baskısı, 4 Ağustos 1958 devalüasyonu ile sonuçlanmış ve fiyatların yükselmesi ile tıkanan ihracatın arttırılarak dış açığın kapatılması hedeflenmiştir. Sonuç olarak iç ve dış dengenin hedeflendiği 1958 devalüasyonunun beraberinde getirdiği maliyet enflasyonu nedeniyle pek başarılı olmadığını söylemek mümkündür.

  Türkiye’nin Ortak Olduğu Uzay Çalışmalarına İlişkin Günümüzdeki Projelerden Bazıları

1960 yılından itibaren planlı bir şekilde uygulanan ithal ikameci sanayileşme stratejisinin bir bileşeni olarak kullanılan kur politikası beraberinde 10 Ağustos 1970 tarihindeki kararları ve devalüasyonu getirmiştir. 1970 devalüasyonu iç harcamaların ödemeler dengesine yaptığı baskıdan dolayı ortaya çıkan bir devalüasyondur. Enflasyon hızının artması ile bir taraftan ihracat engellenmiş, diğer taraftan da ithalat teşvik edilmiştir. Neticede dış açık daha da artmıştır. İşte dış dengede görülen bu olumsuz gelişmeler ve uluslararası finans kurumlarının öneri ve baskıları ile Türkiye, 10 Ağustos 1970’de ulusal paranın değerini %66,6 oranında devalüe ederek 1ABD dolarını 9 liradan 14,85 liraya yükseltmiştir.1970 devalüasyonu ile ilk aşamada ihracat ve döviz gelirleri ancak enflasyonun düşürülememesi ve 1973’te 1. petrol krizinin yaşanmasıyla dış açıklar yeniden sorun olmaya başlamıştır.

Bütün bunlar 1978 yılında 1 ABD doları = 25, 1979 yılında ise 47 iken yapılan devalüasyonlarla aşılmaya çalışılmışsa da yine de sorun çözülememiştir.

24 Ocak 1980 kararları ile döviz darboğazını önlemek için ihracatı teşvik politikasıyla birlikte ulusal paranın değeri yabancı paralar karşısında %48,6 devalüe edilmiştir. Buna göre 1 ABD doları = 47 olan döviz kuru 1 ABD doları = 70 olacak şekilde yükseltilmiştir. Diğer devalüasyonların aksine 24 Ocak Kararları çerçevesinde uygulanan devalüasyon, ihracat teşvikleri ve diğer iktisat politikaları ihracatı arttırıcı yönde etkili olmuştur. Ayrıca bu tarihten itibaren yaklaşık on yılda bir yapılmak zorunda kalınan yüksek düzeyde devalüasyonlar artık tarihe karışmıştır. Çünkü 1 Mayıs 1981 yılından itibaren döviz kurları Merkez Bankası tarafından günlük olarak belirlenmeye başlamış ve uygulanan esnek ve gerçekçi kur politikası ihracatın artmasına neden olmuştur.

Türkiye’de 1989 yılında başlayan döviz kuru artışının enflasyon oranının altında tutulması yoluyla enflasyonu düşürme politikası (TL’nin aşırı değerlenmesi) sermaye hareketlerinin serbestleşmesine ilişkin 32 sayılı kararnamenin yürürlüğe girmesi ile hız kazanmıştır. Ancak 1992 yılından itibaren TL’nin aşırı değerlenmesi politikasından geçici olarak vazgeçilerek sıcak paranın ülkeye girişinin devamı için faiz oranları yükseltilmiştir. Ancak 1993 yılı ortalarından itibaren faiz oranlarını düşürme girişimi 1994 yılı Ocak ayında yaşanan döviz krizinin başlıca sebebi olmuştur. Yani ülke iç tasarruf yetersizliğinin aşırı değerlenmiş TL politikası yoluyla kapatılmaya çalışılması, ithalatı arttırarak yüksek dış ticaret açıklarına neden olmuştur. Bu gelişmeler karşısında 26 Ocak 1994 gecesi gelen %13,6’lık devalüasyon ile 14 yıl aradan sonra ilk kez bir gecede bu kadar yüksek bir devalüasyon yapılmış, daha sonra ise 5 Nisan 1994 İstikrar Tedbirleri çerçevesinde 1 ABD doları =  32.053 olmuştur. Kısaca %30 oranında bir devalüasyon iç piyasadaki daralan talep ile birlikte ihracatı teşvik etmiş, ancak istenilen düzeyde bir gelişme yaratamamıştır.

  Dünyada En Fazla Müslüman Nüfusa Sahip Ülkeler

1999 yılında IMF ile dövizde çapa modeline geçilmesi konusunda anlaşma yapan Merkez Bankası Temmuz 1998 ve Aralık 1999 yıllarında da istikrar programı hazırlamış ancak reel kur değişmelerindeki istikrar 2000 yılı Kasım ayı ve 2001 yılı Şubat aylarında sarsılmıştır. Özellikle 2001 yılı Şubat ayında dalgalı kur sistemine geçerek %50 civarında bir devalüasyon yapan hükümet 2000 yılında 9,7 milyar dolar olan cari açıkla 26,6 milyar olan dış ticaret açığına bir çözüm getirmeyi de hedeflemiştir.

Paylaş

Bir Cevap Yazın