Hayatın Başlangıcına İlişkin Görüşler: Abiyogenez ve Biyogenez

0
1492
görüntülenme
Hayatın Başlangıcına İlişkin Görüşler: Abiyogenez ve Biyogenez
Hayatın Başlangıcına İlişkin Görüşler: Abiyogenez ve Biyogenez

Eski Yunan filozoflarının bir çoğu, canlıların basitten karmaşığa doğru kademeli olarak değişim geçirdiklerini düşünüyordu. Bu düşünce çerçevesinde canlıların oluşumu hakkında ilk görüşü ortaya atan bilim insanı Aristoteles’tir (MÖ 384-322). Aristoteles’in ileri sürdüğü abiyogenez (kendiliğinden oluşum) görüşüne göre yaşamın kökeninde cansız maddeler yer almaktaydı. Aristoteles, canlıların cansız ya da çürümüş maddelerden kendiliğinden oluştuğuna inanıyordu. Bu görüşe göre cansız maddeler aktif öz adı verilen bir güç taşımakta ve bu güç, şartlar uygun olduğu zaman bir canlı oluşturabilmekteydi. Burada aktif öz, bir madde olarak değil daha çok iş yapma yeteneği olarak düşünülmekteydi. Yıllarca hüküm süren bu görüşün etkisindeki pek çok insan, farelerin loş ışıkta bırakılmış terli elbiselerden, sineklerin çürüyen etten, kurbağaların doğrudan nemli topraktan oluştuğuna inanmıştı. Ancak İtalyan fizikçi ve şair Francesco Redi (1626-1697), 1668 yılında yaptığı kontrollü deneyle bu varsayımın doğru olmadığını ortaya çıkarmıştır.

Redi, sineklerin çürüyen etten kendiliğinden oluşmadığını, etin üzerine yumurtalarını bırakan diğer sineklerden kökenlendiğini ileri sürmüştür. Bu hipotezini test etmek için tasarladığı deneyde 3 kavanoza eşit miktarda et parçası koymuştur. Bu kavanozlardan birinin ağzını açık bırakmış, ikinci kavanozun ağzını bir bez ile örterek etin havayla temasını sağlamış ancak eti sineklerden korumuş, üçüncü kavanozun ağzını ise kapakla sıkıca kapatarak etin hem havayla hem de sineklerle temasını engellemiştir. Deneyin sonunda sinekleri oluşturan kurtçukları yalnızca birinci kavanozda gözlemleyen Redi, hipotezini destekleyici bir sonuca ulaşmıştır. Böylece sineklerin etten kendiliğinden ya da havadaki herhangi bir şeyden oluşabileceği hipotezlerini çürütmüştür. Ancak bozulmakta olan yiyecekler içerisindeki mikroorganizmaların hızlı bir şekilde artması, 19. yüzyıla kadar abiyogenez görüşüyle açıklanmaya devam edilmiştir.

1862 yılında Fransız bilim insanı Louis Pasteur (1822-1895), et suyu ile yaptığı ünlü deneyinde abiyogenez görüşünü, mikroorganizmalar da dâhil olmak üzere tamamen geçersiz kılmıştır. Pasteur, deneyinde, oluşabilecek bütün mikroorganizmaları öldürebilmek için et suyunu ısıtarak sterilize etmiştir. Steril et suyu bulunan cam balonlardan birinin ağzını açık bırakıp diğerininkini sıkıca kapatmıştır. Ağzı açık olan et suyunun havadan bulaşan mikroorganizmalarla bozulduğunu, kapalı olanın ise steril kaldığını gözlemlemiştir. Ancak Pasteur, cam balonun ağzının kapatılmasıyla kendiliğinden oluşum için gerekli olan ve havada bulunan “yaşam gücü”nün, et suyuna temasının engellendiği eleştirisiyle karşılaşmıştır. Konuyla ilgili çok sayıda deney yapan Pasteur, diğer bir düzenekte kuğu boyunlu cam balonlar kullanmıştır. Bu cam balonların boyun kısmındaki kıvrım, havanın et suyuna geçmesine izin verirken toz ve mikroorganizmaları tutmuş, böylece et suyu bozulmadan kalmıştır. Ancak cam balonların kıvrımlı boyunları kırıldığında mikroorganizmalar balonun içine geçmiş ve et suyunun yine bozulduğu görülmüştür.

  Karmaşık Davranışların Ardındaki Bütünleştirici Güç: Beyin

Redi ve Pasteur’ün deneyleri sonucunda bütün canlıların daha önce var olan canlılardan oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır. “Canlıların canlılardan türemesi” olarak özetlenebilecek olan bu görüş ise biyogenez olarak adlandırılmaktadır. Ancak bu görüş ilk canlının nasıl oluştuğunu açıklamakta yetersiz kalmıştır. Nitekim ilk canlının biyogenez yoluyla ortaya çıkması için kendisinden önce var olan bir canlıya ihtiyaç vardır. Bu noktada ilk canlının nasıl oluştuğu sorusuna cevap bulmak için farklı görüşler (panspermia, ototrof, heterotrof ve yaratılış) ileri sürülmüştür.

Paylaş

Bir Cevap Yazın